Güzel Kadınlar Sağlık Kadın Sağlığı Cinsel Sağlık Erkek Sağlığı

Kadınlar

27 Nisan 2008

Radyonüklit tedavi

Kansere yeni tedavi yöntemi Türkiye’de

Cerrahi ve kemoterapi gibi tedavi yöntemlerinden sonuç alınamayacak durumda ve karaciğere yayılmış olan (metastaz) tümörlerin küçültülerek zaman içinde yok olmasını sağlayan “Radyonüklit tedavi” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı.

Alanında uzman radyoloji, cerrahi, nükleer tıp ve onkoloji uzmanlarının bulunduğu bir heyet tarafından yapılan operasyon, Türkiye’de ilk defa geçen hafta GATA’da uygulandıktan sonra Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi İbni-i Sina Hastanesi’nde de başarı ile yapıldı.

Operasyonu yapan heyetin başkanı olan AÜ Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Bilgiç,  “Radyonüklit tedavi” yöntemi ile kanser hücrelerinin zaman içinde küçüldüğünü ve yok olduğunu söyledi.

Karaciğere metastaz yapmış olan kanserli hastaların tedavisinde öncelikli olan yöntemin cerrahi müdahale olduğunu anlatan Bilgiç, bu yöntemin ancak cerrahi müdahaleye ve kemoterapi, radyoterapi gibi alternatif tedavilere cevap veremeyecek hastalara yapılabileceğini dile getirdi.

Bilgiç, “Radyonüklit tedavi” yöntemi ile tedavi kararının ancak hastayı takip eden hekim ile radyoloji ve nükleer tıp uzmanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda alınabileceğini belirterek, şöyle konuştu: “Bu yöntem, hastaya sunulan bir alternatif değildir. Mutlaka diğer yöntemlerin uygulanması mümkün olmayan hastalara yapılabilir.
Radyonüklit tedavi yönteminin uygulanması, bağırsak, meme gibi çeşitli kanser tümörlerinin karaciğere metastaz yapması, karaciğerdeki tümörün yerinin cerrahi müdahale açısından risk taşıması, tümörün büyüklüğü ve yayıldığı alanın riskli olması, hastanın ömrünü uzatmaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik olarak diğer yöntemlerin sınırlı kalması halinde doğru olacaktır.”

UYGULAMA DEVAMLI HALE GELECEK

Radyonüklit tedavi yönteminin, teknolojinin ve tıp biliminin gelişmiş olduğu birçok ülkede yıllardır uygulandığını, ameliyatın başarı şansının yüzde 90′ın üstünde olduğunu ifade eden Bilgiç, Türkiye’deki ilk uygulamalardan birinin AÜ Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde 22 Nisan 2008′de 2 hasta üzerinde yapıldığını kaydetti.

Bilgiç, bu konuda uzman olan ABD’li Gelişimsel Radyoloji uzmanı Michael Dougles Coltwell’in de yapılan ilk uygulamada bulunduğunu ifade ederek, “Ameliyatlar, ilk uygulamaların ardından hastanemizde devamlı hale gelecek” diye konuştu.

Prof. Dr. Sadık Bilgiç, anjiografinin ve tedavinin ardından 1 gün sonra hastanın günlük aktivitelerini yapabilir duruma geldiğini ancak klinik takibin yapılması için kontrol amaçlı 2-3 gün hastaneye yatırıldığını söyledi.

Bu tip hastaların ilerleyen dönemde kliniğe yatırılmadan gün içerisinde ayaktan tedavi imkanı bulacağını anlatan Bilgiç, yöntemin, tedavi seçeneklerini yitiren karaciğer hastaları için yeni bir şans olduğunu dile getirdi.

RADYONÜKLİT TEDAVİ NASIL YAPILIYOR?
Prof. Dr. Bilgiç, tedavi öncesinde hastaya daha önceden anjiyo yapılarak damarlarının yapısının incelendiğini belirterek, operasyonun bölgesel anestezi altında yapıldığını ve yaklaşık 1 saat sürdüğünü söyledi.

Karaciğer kanserinde Radyonüklit tedavisinin, anjiyo eşliğinde yapıldığını ifade eden Bilgiç, uygulama sürecini şöyle anlattı:
“Karaciğer kanserinde metastaz yapan kitlenin tedavisinde uygulanan SIKREX yönteminde, ilk olarak karaciğer atardamarına katater yardımıyla girilerek tümörün büyüklüğü, sayısı ve kanlanması anjiyo yöntemiyle belirleniyor. Ardından tümörün beslendiği ana damar tespit ediliyor ve tümörün büyüklüğüne bağlı olarak istenilen dozda ayarlanan Ytrium (Y-90) radyoaktif maddesi açılan damar yolundan buraya veriliyor.
Karaciğer içeresindeki tümör dokularının bu maddeyi tutmasıyla, kitle zaman içerisinde küçülüyor ve kayboluyor.”

Bilgiç, operasyonun mutlaka alanında uzman hekimler tarafından yapılması gerektiğini belirterek, “Radyoaktif maddenin, tümörün beslendiği damar yerine başka organların damarlarına kaçması halinde istenmeyen komplikasyonların olabileceği” uyarısında bulundu.
Tümörün, zaman içinde Y-90 radyoaktif maddenin tutulumuna bağlı olarak küçülüp kaybolduğunu ifade eden Bilgiç, tümörün küçülmesi durumunda hastanın cerrahi müdahale şansı bulabileceğini kaydetti.

Prof. Dr. Sadık Bilgiç, bu yöntemin maliyetinin bir hasta için yaklaşık 20 bin YTL olduğunu belirterek, “Hastalar hastanede yattıkları için kendilerinden hiçbir fark alınmıyor” dedi.

“TEDAVİ İMKANI BULUNDUĞU İÇİN ŞANSLIYIM”

AÜ Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde uygulanmaya başlayan Radyonüklit yöntemi ile tedavi olan ilk hasta 41 yaşındaki Kenan Soylu, tedavi imkanı bulduğu için kendisini şanslı hissettiğini belirterek, “Çok mutluyum, sevincimi ifade etmem mümkün değil. Kendimi şanslı hissediyorum” dedi.
Evli ve bir çocuk babası olan veteriner sağlık teknikeri Soylu, artık ailesi ile birlikte güzel ve sağlıklı günler geçirmeyi umut ettiğini söyledi.

AA

23 Nisan 2008

Erkek çocuğunuzun olmasını mı istiyorsunuz

Uzmanlar bebeğin cinsiyeti ile annenin beslenme şekli arasındaki ilişkiyi araştırdı

Enerji bakımından zengin besinler alan kadınların erkek çocuk doğurma olasılığı daha yüksek olabilir…

İngiltere’deki Exeter Üniversitesinden Fiona Mathews ve ekibi, annenin beslenme şekli ve bebeğin cinsiyeti arasındaki ilişkiyi araştırdı.

740 hamilenin, gebelikten önce ve gebelik sırasındaki beslenme alışkanlıklarını inceleyen bilim adamları, ilk çocuğuna gebe kalan ve bebeğin cinsiyetini bilmeyen bu kadınları hamile kalırken, kalori desteklerine göre 3 gruba ayırdı.

Enerji desteğini en fazla alan kadınların yüzde 56’sının erkek, en az alanların yüzde 45’ininse kız bebek dünyaya getirdiği görüldü.

Araştırmada, kahvaltıda tahıl tüketimi, potasyum, kalsiyum, C, E ve B12 vitaminleri bakımından daha zengin ve daha çeşitli besin tüketimi ve erkek çocuk doğurma arasında güçlü bir ilişkinin olabileceği de ortaya çıktı.

Mahthews, “bu çalışmaların, genç kadınların az kalorili beslenme tarzını tercih ettiği gelişmiş ülkelerde neden erkek oranının azaldığını açıklamaya yardımcı olabileceğini” söyledi.

Son 40 yılda sanayi ülkelerinde erkek bebek sayısının az da olsa azaldığı gözleniyor. Bu düşüş, tüketim ürünlerindeki kimyasal maddelere bağlanıyor. Bununla birlikte araştırmacılar, gelişmiş ülkelerdeki genç kadınların değişen beslenme alışkanlıklarının da bu düşüşü açıklayabileceğini belirtti.

Kahvaltı alışkanlığının gelişmiş ülkelerde neredeyse ortadan kalktığını söyleyen araştırmacılar, ABD’de kahvaltı yapan erişkinlerin oranının, 1965’te yüzde 86 iken 1991’de yüzde 75’e düştüğünü vurguladı.

Araştırmacılar, kahvaltıyı atlamanın normal gece açlığı süresinin uzamasına, bu nedenle glikoz seviyesinin düşmesine neden olabileceği görüşünü savunuyor. Daha önce laboratuvarda yapılan araştırmalar, glikozun erkek bebek dünyaya getirme olasılığını artırabileceğini göstermişti.

Araştırma, “Proceeding of the Royal Society” dergisinde yayımlandı.

AA

20 Nisan 2008

Pürüzsüz cilt

Pürüzsüz cilde sahip olmak üç aşamada mümkün: Temizleme, arındırma ve nemlendirme

Düzenli bir vücut bakımıyla cildinizi pürüzsüz, esnek ve yumuşak tutabilirsiniz. Bu bakımda duş jelleri, peeling ürünleri ve nemlendiriciler en büyük yardımcınız olacak

Pürüzsüz bir cilde sahip olmak tüm kadınların ortak isteği. Cilt sağlıksız beslenmeden strese ve uyku bozukluklarına kadar pek çok faktörden olumsuz etkilenebiliyor. Aşırı kuruluk veya yağlanma da ciltte gerginliklere veya pürüzlenmeye neden olabiliyor.

Temizleyici bakım ürünleri düzenli kullanım sonrası daha pürüzsüz ve esnek bir cilt vaat ediyor. Bu bakım ürünlerinin pek çok destekleyici ürünü de var.
Uzmanlar standart bir cilt bakımını üç aşamada topluyor: Temizleme, arındırma ve nemlendirme.

Hemen her kozmetik markası bir duş jeline sahip. Jeller vücudun genel temizliğini gerçekleştiriyor. Temizleme özelliği açısından markalar arasında genelde bir fark yok. En büyük fark kokuları. Kendinize uygun duş jeli seçerken kokusuna bakarak alabilirsiniz.

Tanecik yapılı peeling ürünleri vücudun ölü derisini arındırmaya yarıyor. Gözenekleri açarak hem derinin nefes almasına hem de ardından kullanılacak vücut ürünlerinin daha kolay emilmesine yardımcı oluyor. Vücudun pürüzsüzleşmesinde en büyük pay peeling’in. Peeling’i haftada bir veya iki defa duş sırasında nemli vücuda masaj yaparak uygulayabilirsiniz. Nemlendiriciler gerginliği azaltıp vücudun esnekliğini artırıyor. Genelde bitkilerin çekirdek yağlarından hazırlanıyorlar. Erken yaştan itibaren düzenli olarak nemlendirici kullanmak olgun ciltlerde görülen kırışıklık problemini önemli ölçüde azaltıyor. Kullandığınız parfümün nemlendiricisi varsa onu seçin. Parfümünüzün etkisini artırmada yardımcı olduğu söyleniyor.

Nemlendiriciler

Yaşlılık belirtilerini azaltıcı

Estee Lauder’ın vücut nemlendiricisi Re-nutriv Smooting Body Creme
bitkisel yağlarla yüksek teknolojinin birleşiminden oluşuyor. Ürün içerdiği yağlar sayesinde nem tutma ve sıkılaştırma özelliğine sahip. Düzenli kullanıldığı takdirde yaşlılık belirtilerini azalttığı iddia ediliyor.

Birbirini tamamlayan üç ürün

Birbirinin ardı sıra uygulanacak

La Mer’in bu üç ürünü belli başlı cilt problemlerine çözüm vaat ediyor. Vücut serumu ciltteki renk değişimini düzenliyor. Losyon cildin uzun süre nemli kalmasını sağlıyor. Ve mavi su yosunlu krem ise vücudu sıkılaştırıyor.

Nemlendirici süt

Biotherm’in kurumaya karşı vücut sütü Lait Corporel yıpranmış ciltlere karşı üç açıdan onarma sağlamayı vaat ediyor: Cildin koruyucu katmanını güçlendirmek, esnekliğini artırmak ve pürüzsüz bir dokunuş kazandırmak. Akışkan kıvamından dolayı ürün cilt tarafından hızla emilebiliyor.

Vücut peeling’i

Elmas, inci ve quartz tozu

La Prairie’nin Cellular Micro Dermabresion Creme’i düzenli kullanıldığı takdirde cildi yenilemeyi vaat ediyor. İçeriğindeki doğal elmas, tatlı su incileri ve quartz kristalleri tozu sayesinde ölü deriyi soyuyor. İlk beş gün art arda kullanılan ürün daha sonra haftada bir kullanılıyor.

Volkanik kum tanecikleri

Thalgo’nun Deep Sea Peeling’inin içeriğindeki yosun sayesinde yoğun bir nemlendirme özelliğine sahip olduğu söyleniyor. Volkanik kum tanecikleri gözenekleri temizlerken, turunçgil çiçekleri cildinize koku yayıyor.

Bitkisel yağlar

Dermalogica diğer duş jelleri gibi derin bir temizlik vaat ediyor. İçeriğinde çok sayıda bitkisel yağ var. Çay ağacı, limon ve okaliptus yağları cildi arındırmaya yarıyor. Sandal ağacı, lavanta ve portakal ise cildinizi nemlendirmeyi ve yoğun kokularıyla zevk vermeyi amaçlıyor.

Feminen kadınlar için

Tommy Hilfiger’in duş jeli Dreaming aynı adlı parfümün yan ürünü. Tasarımcısı bu ürünün feminen yanlarını keşfetmiş kadınlar için olduğunu söylüyor. Jelin hakim kokusu şeftali. Ayrıca amber çiçeği, frezya ve sümbülteber de kullanılmış.

Volkanik kum tanecikleri

Thalgo’nun Deep Sea Peeling’inin içeriğindeki yosun sayesinde yoğun bir nemlendirme özelliğine sahip olduğu söyleniyor. Volkanik kum tanecikleri gözenekleri temizlerken, turunçgil çiçekleri cildinize koku yayıyor.

Nemlendiricili duş jeli

Philip B.’nin duş jeli Chai Latte tüm cilt tipleri için uygun. Bu ürün zencefil, tarçın, kakule gibi baharatlarla kokulandırılmış.

MİLLİYET PAZAR

19 Nisan 2008

Sigara içilmesinin nedenleri

Sigara sekiz nedenden içiliyor, dokuz öneriden bırakılıyor…

Toplu alanlarda sigara kullanımının kanunen zorlaştırılması, sigarayı bırakma sürecinde sanıldığı kadar da etkili olamıyor. Klinik Psikolog Reyan Kanyas, “Hangi çözüm yöntemiyle olursa olsun, hem içenlerin hem de içmeyenlerin sigara kullanımını azaltmak amacıyla bilinçlenmeye ve daha fazla aktifleşmeye ihtiyacımız var. Bu, hem kişinin kendisi çabasıyla hem de yakınların desteğiyle kazanılabilecek bir savaştır. Herkes sigarayı bırakabilir” diyor.

Zaman içerisinde fiziki nikotin ihtiyacı ve el-ağız alışkanlıklarına, davranışsal şartlanmalar da ekleniyor.

Klinig Psikolog Reyan Kanyas, en fazla sigara içmeye neden olan 8 nedeni şöyle sıralıyor:
Kahve veya alkol tüketirken
Yemekten sonra
İşe mola verildiğinde
Sinirlenince
Heyecanlanınca
Keyiflenince
Direksiyonda
Kül tablası, sigara, çakmak görünce

SİGARA İÇEN, İÇMEYENLE ÇATIŞIYOR

Sigara içen kişi yakın çevresinde içmeyenler ile sorunlar yaşıyor. Sigara içmenin yasak olduğu iş ve sosyal ortamlarda da sorunlar olabiliyor. Sigara içen kişilerin zararlarını bilseler de bu bağımlılıktan kurtulamayacaklarını varsayarak bu sorunları beyinlerinin gerisine ittiklerini söyleyen Reyan Kanyas, şöyle konuştu:
“Sigara içen kişi bir süre için sigara içemeyeceği toplantı uçak-otobüs yolculuğu, sinema gibi durumlarda huzursuz ve sinirlidir. Bu ruh hali etrafına yansır. Ayrıca etrafındaki sigara içmeyen kişiler tarafından, etrafa yaydığı kötü koku ve dumandan dolayı olumsuz algılanıyor. Yanına yaklaşmak istemeyen ve kalabalık ortamlarda tanımadığı kişilerle bile çatışma yaşayabiliyor” dedi.

BIRAKIRKEN AİLENİN DESTEĞİ ÇOK GEREKLİ

Sigarayı herkesin bırakabileceğini belirten Kanyas, birçok kişinin kendi başına bırakabildiği gibi, bazı kişilerin de ilaç tedavileri, grup psikoterapileri, nikotin sakız ve bantları gibi tedaviler yardımıyla bırakabildiklerine değindi.

Sigara bırakmaya yardımcı bazı davranışsal yöntemler:
Tarih belirlemek yararlı: Sigara bırakma tarihinin doğum günü gibi önemli bir tarih olması, bunun ilan edilmesi büyük yarar sağlar.
Sigara içme alışkanlıkları incelenmeli: Bırakmadan evvel sigaranın içildiği durumlar ve saatlerin not edilmesi gereklidir.
Sigarayı bırakma nedenleri belirlenmeli: Kişilerin sigarayı bırakma nedenleri farklılık gösterse de en öne çıkan iki neden sağlıklı yaşamak ve çocuklarına iyi örnek olma isteğidir.

BIRAKMA EVRESİNDE İŞE YARAYACAK 9 ÖNERİ!

1- Sigara bırakıldığında ilk günler çok önemlidir. Eğer sigara bir hekimin süpervizörlüğünde bırakılıyorsa ilk iki hafta düzenli görüşme ve sonra 1, 3, 6 ve 12 aylarda görüşme faydalıdır.

2- Görüşmelerde sigarayı bırakmış kalma durumu, motivasyonun sürekliliği, yeniden başlama (relaps) eğilimi değerlendirilir.

3- Sigaraya yeniden başlama eğilimleri, sigara içmenin bırakıldığı ilk haftalar içinde olmaktadır. Bırakan kişi ilk iki kontrolüne kadar sigara içmemişse bırakmış kalma olasılığı yüksektir.

4- Ancak yeniden başlamalar başarısızlık olarak değerlendirilmemeli ve yeniden bırakma yönünde kişi motive edilmelidir.

5- Sigarayı azaltarak bırakanların yeniden başlama ihtimali bir anda keserek bırakanlara göre daha çoktur.

6- Sigara bırakıldığında ilk günler 3-5 dakika süren sigara isteği dalgaları sıklıkla gelecektir. Bu dalgaların kişinin sigara içme alışkanlıklarına göre, önceden de farkedilebilecek zaman ve durumlarda gelmesi, bırakma açısından kolaylık sağlar. Sigaranın zararlarına yoğunlaşarak veya bir arkadaşı ile sohbet ederek bu dalgayı atlatabilir.

7- Aynı zamanda sigarayı bırakan kişi için el alışkanlığının yerini alacak başka el ve ağız alışkanlıkları oluşturulur. İlk günler sigara içilen sosyal ortamlardan uzak kalarak 3-5 dakikalık dalgaların gelme sıklığının azaltılmasına çalışılır.

8- Bol sıvı gıda ve meyve tüketilerek hemen ağız alışkanlıkları değiştirilir hem de sağlıklı beslenilerek kilo alınmasının önüne geçilir.

9- Egzersize başlamak sigara bırakma sırasında görülen fazla yemenin getireceği fazla kilolar ve motivasyon açısından faydalıdır.

NTV

Depresyon nedir?

Depresyonu diğer hastalıklardan nasıl ayırt edebiliriz…

Depresyonun birçok türü var. ‘Psikotik depresyonlar’ en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir türdür bu. Hasta olmayan şeyleri algılar, kulağına ses gelir, hayal görür, suçluluk duyar…

Kişinin depresyonda olduğu nasıl anlaşılır?

Majör depresyon (yani büyük depresyon), depresif bozukluğun oldukça belirgin, çekene ileri derecede ıstırap veren türüdür. Depresif duygu durumu (yani üzüntü, karamsarlık, zevk almama), her şeye ilgisizlik, uyku ve iştah bozuklukları, psiko-motor ajitasyon (huzursuzluktan dolayı yerinde duramama) ya da psiko-motor yavaşlama (isteksizlikten dolayı külçe gibi yığılıp kalmışlık hali), huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik, sinirlilik, ağlama, beden ağrıları, suçluluk duyguları veya çevresini suçlu görme eğilimi, dikkat ve hafıza sorunları, cinsel isteksizlik, yorgunluk her gün ve neredeyse gün boyunca kişiye egemendir.

İntihar düşüncesi var mıdır?

Ağır depresyonlarda intihar düşüncesi de vardır. Majör depresyon teşhisi koymak için belirtilerin en az iki hafta sürmesi gerekir. Ayrıca kişinin hissettiği yakınmalar günlük yaşantısını etkiliyor olmalıdır.

Depresyon kaç çeşittir?

Ajite depresyonda aşırı öfke, hareketlilik, yerinde duramama vardır.

Apatik depresyonda ise kişi durgundur. Ağzından kerpetenle laf çıkar, algısı yavaşlar.

Melankolik depresyonda hüzün, keder ön plandadır.

Psikotik depresyon depresyonlar içinde en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir depresyon türüdür bu. Halüsinasyon olmayan şeyleri algılamak, yani nesnesiz algıdır (kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi). Hezeyan ise mantıklı tartışma ile düzeltilemeyen yanlış inanç demektir. Bunlar daha çok şizofrenide olur, ama psikotik depresyonda da görülür.

Hasta garip sesler duyar mı?

Depresyon hastasının kulağına “Sen aşağılıksın, kötüsün” gibi suçlayan sesler gelir. Günahkâr olduğuna inanır. Suçluluk içerikli hezeyanlar yaşar. Çürüme, yok olma hezeyanları çıkabilir ortaya. Bütün depresyon biçimleri en az iki hafta sürdüyse, günlük hayatı aksattıysa (veya aksatmasa bile belirgin derecede acı verdiyse) majör depresyonun türü olarak kabul edilirler. Majör depresyon kapsamına girmeyen önemli bir hastalık distimi veya depresif nevrozdur.

Manik depresif nedir?

İki uçlu bozukluğun (ya da daha yaygın adıyla manik depresif bozukluğun) farkı, en az bir kere mani denen ‘duygu durumunun yükselmesi’ döneminin yaşanmasıdır. İki uçlu bozukluğu olanlar zaman zaman depresyona da girerler. Buna iki uçlu depresyon denir.

Diğer türlerden farkı nedir?

İki uçlu depresyonun belirtilerinin, diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. Ancak mani döneminde abartılı bir kendine güven duygusu, büyüklük düşüncelerinin artması, uyku gereksiniminin azalması, enerji artışı, hızlı konuşma, dikkatin kolayca dağılması, psiko-motor ajitasyon, zevk alınan etkinlikleri abartılı biçimde yapma isteği gibi manik sendrom belirtileri sergiler.

BELiRTiLERi NASILDIR?

Bu belirtiler çoğu zaman kişinin toplumsal ve iş yaşantısını olumsuz etkiler. Duygu durumunun yükselmesi maninin temel özelliği olmakla birlikte, kişi engellenmeye çalışılırsa aşırı uyarılma ya da ani öfke gibi tepkiler bu iyimser duyguların yerini alabilir.

Distimi veya depresif nevrozu açarsak neler söylenebilir?

Distimi ya da depresif nevroz, büyük depresyon kadar şiddetli değildir. Ancak uzun sürer. Distimi, en az iki yıl devam ve büyük depresyondaki gibi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyecek boyutta olmasa da, kendisini iyi hissetmesine mani olan bir tür depresif bozukluktur. Distimide de büyük depresyondakine benzer belirtiler görülür. Distimi teşhisi koyabilmek için kişinin iki yıl içinde depresyondan çıkabildiği dönemlerin iki ayı aşmaması gerekir.

Bugün

Vajinal Mantar Enfeksiyonu

NASIL BULAŞIR
Vajinal mantar enfeksiyonunda üreyen mikroorganizmalar genellikle başkasından bulaşmaz. Kişinin zaten kendi vajinasında bulunan maya hücreleri çeşitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmaktadırlar. Dolayısı ile havuzdan vb. bulaşma söz konusu değildir. Çok nadiren cinsel ilişki ile bulaşabilir. Ancak bir kadında mantar enfeksiyonu olması mutlaka cinsel ilişki ile bulaştığı anlamına gelmez. Hayatında hiç cinsel ilişkide bulunmamış bakire kızlarda hatta küçük çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilir.

RİSK FAKTÖRLERİ
Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çeşitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçerler ve klasik belirtiler ortaya çıkar. Ancak önemli bir gerçek de vakaların %50’sinde bu tür bir faktör olmadan hastalığın ortaya çıktığıdır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen faktörler şunlardır:

Antibiyotikler: Geniş spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotikler vajinanın normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu için uygun ortam hazırlarlar. Vajinitte en sık etkili olan antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardır.
Gebelik: Özellikle gbeliğin son 3 ayında hücresel bağışıklığın azalması ile kandida gelişimi kolaylaşır. Yine gebelikte vajinada glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandır. Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesi neden olur.

Şeker Hastalığı: Kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz diabette idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortam hazırlar.

İmmunosupresyon: Bağışıklık sisteminin baskılanması demektir. İlaçlar ya da sistemik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin baskılanması kandidiazisi hızlandırır.

Doğum Kontrol hapları: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin vajinal kandidiasiz için uygun zemin hazırladığı ileri sürülse de günümüzdeki düşük doz ilaçlar ile bu görüş geçerliliğini yitirmiştir.

Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için predispozan faktör olduğu ileri sürülmektedir.

Hormon kullanımı: Östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımı kandidiazis görülme oranını arttırır.

Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artışına neden olurlar. Bu durum mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir.

Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelişebilir.

Metabolik hastalıklar: Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlar
Şişmanlık
Kronik servisit
Radyasyon
BELİRTİLERİ
Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenir ve sıcak etkisi ile artar.
Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma vardır. Özellikle idrar yaparken, idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma hissi olur.
Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında ağrı olabilir.
Vajinal kandidiazisde akıntı her zaman olmaz. Eğer mevcut ise bu akıntı beyaz renkli ve içerisinde süt ya da peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da kireç benzeri olarak nitelendirilen parçacıklar bulunur.
Akıntıda kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir.
Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olabilir. Vajina duvarında mantar plakları bulunabilir.Bunların görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilir.

TANI
Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısı güç değildir. Genelde muayene esnasında hastanın şikayetleri ve muayene bulgularının birarada değerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tanı koydurur. Vajinal kandidiazisde kültür almanın rolü yoktur. Bunun yerine alınan akıntı örneğinin potasyum hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar psödohiflerinin görülmesi tanıyı kesinleştirir.

TEDAVİ
Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay hem de zordur. Tedavi ile akut şikayetler büyük ölçüde giderilir. Ancak hastaların %5-25′inde hastalık daha sonra tekrarlar. 1 yıl içinde en az 4 defa kandidazis atağı geçirilir ise bu durumda tekrarlayan enfeksiyonladan söz edilmektedir. Bu yeniden atakların nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek derinlere kadar ilerlemesi ve burada sessiz kalmaları ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır.

Vajina hücreleri sürekli bir yenilenme içinde bulunduğundan üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye yaklaşmakta ve uygun ortam bulduğunda yeniden enfeksiyona neden olmaktadır. Bu duruma invazif kandidiyazis adı verilir. İnvazif kandidiazisin önlenmesinde predispozan faktörlerin ortadan kaldırılması şarttır.

Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçların kullanılması gereklidir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem şeklinde olabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda ise bazı yazarlar eş tedavisi gerektiğini düşünmektedirler. Kronik bir enfeksiyon yoksa eş tedavisi gerekli değildir.

Ağızdan alınan sistemik tedavide tek günlükten 1 haftalığa kadar tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Aynı durum vajinal ovüller için de geçerlidir.

Tedavi esnasında naylon giysiler giyilmemesi, çamaşırların pamuklu olması, kaynatarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçınılması, vajinanın su ile yıkanmaması bunun yerine nötr pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunların kullanılması tedaviyi kolaylaştırır.

17 Nisan 2008

Kadınların göğüs kanserine yakalanma riski

BRCA1 ve BRCA2 genleri taşıyan kadınların göğüs kanserine yakalanma riski artıyor.

Hollanda Kanser Enstitüsü tarafından yapılan son araştırmaya göre BRCA1 ve BRCA2 adlı genleri taşıyan kadınlarda göğüs kanserine yakalanma riski 2 kat artıyor.

Bu kadınların yüzde 85’i hayatlarının bir döneminde kansere yakalanıyor. BRCA1 geni her 800 kadında bir, BRCA 2 geni de her 500 kadında bir görülüyor. Bu nedenle geni taşıyan kadınlar ya ömür boyu düzenli olarak kontrole girip kanseri olabildiğince erken teşhis etmeye çalışıyor ya da göğsünü aldırıyor.

Hollanda Kanser Enstitüsü uzmanları bu geni taşıyan ve göğsünü aldıran 250 kadını inceledi.

Yalnızca birinde kanser oluştuğunu tespit etti ve göğsü aldırmanın güvenli yol olduğunu ilan etti. Bilim dünyası şimdi, “Daha kansere yakalanmadan sadece risk var diye göğüs alınır mı?” polemiğini tartışıyor.

Haberturk

15 Nisan 2008

Astım hastaları havalara dikkat

Hava sıcaklığındaki değişimler astım hastaları için ciddi tehlikeye yol açıyor

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, havaların aniden ısınmasının özellikle astım hastaları için tehlike oluşturduğunu söyledi. Küçükusta, “Değişken havalar, özellikle, havaların ani olarak ısınması ya da soğuması ile nem ve basınçtaki değişiklikler astım krizlerini tetikler” dedi.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Ahmet Rasim Küçükusta, ANKA’ya yaptığı açıklamada ani hava değişimlerinin astımlılar ve KOAH’lılar için tehlike oluşturduğunu belirtti. Küçükusta, “Özellikle, havaların ani olarak ısınması ya da soğuması ile nem ve basınçtaki değişiklikler astımlıların ve KOAH’lıların hassas olan solunum yollarını etkiler ve astım krizlerini tetikler” dedi.

Prof. Dr. Küçükusta, bu mevsimin bir özelliğinin de alerjik olanlarda polenlerin yarattığı sorunlar olduğunu belirterek “Ayrıca bu mevsimde viral enfeksiyonlar da sık görülür. Gene bu mevsimin bir özelliği de alerjik olanlar da polenlerin yarattığı sorunlardır. Bunların sonucunda hem astım krizleri hem de KOAH’lılarda solunum yetersizliği atakları oldukça sık görülür” diye konuştu.

“HAVA KİRLİLİĞİ, SİGARA DUMANI VE TRAFİKTEN UZAK DURUN”

Prof. Dr. Küçükusta, polen alerjisi bulunan astımlı kişilerin hava kirliliği, sigara dumanı ve trafikten uzak durmaları gerektiğini belirterek korunmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“Evinizin kapı ve pencerelerini sıkıca kapayın, evde ve arabanızda polen filtreli klimalar kullanın, evinizdeki polen miktarı çok fazla ise hava temizleyicilerden yararlanın.

Polenlerin atmosferde yoğun olarak bulundukları sabahın erken saatleri ile sıcak ve kuru havalarda dışarı çıkmamaya özen gösterin, mutlaka dışarı çıkmanız gerekiyorsa, ağzınızı ve burnunuzu koruyan maskelerden yararlanın. Polen mevsiminde, açık havada spor ve egzersizden kaçının, polen zamanı ağaçlık, çimenlik yerlere seyahat etmeyin, deniz kenarlarını tercih edin, dışarıda mutlaka güneş gözlüğü kullanın ve eve gelince gözlüğünüzü bol su ile yıkayın, şapka takın; takmıyorsanız, saçlarınızı yatmadan önce mutlaka yıkayın, çünkü saçlarınıza çok miktarda polen yapışmış olabilir. Yanınızda şemsiye bulundurun. Günlük kıyafetlerinizi eve gelir gelmez, yatak odası dışında bir yerde hemen değiştirin. Bu havalarda özellikle giyime de oldukça dikkat edilmesi gerekiyor. Ne kalın ne de fazla ince giyinilmemeli. Rüzgarlı ortamlardan kaçınılmalı. Ve mutlaka özellikle solunum ile kalp hastalığı olanlar koruyucu ilaçlarını düzenli olarak kullanmalı.”

Haberturk

14 Nisan 2008

Kadınlar kalbinize dikkat

Kadınların 30′lu yaşlarda da kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor

Kadınlarda kalp hastalıklarında ciddi oranda artış saptandı. Özellikle menopoz sonrasında kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının erkeklere yakın düzeye geldiği belirtildi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kalp damar hastalıklarının erişkinlerde birinci sırada gelen ölüm nedeni olduğunu söyledi.

TRAFİK KAZALARINI GEÇTİ

Kalp damar hastalıkları daha çok erkeklerde görülmesine rağmen son yıllarda çeşitli etkenlere bağlı olarak kadınlarda da ciddi oranda artış olduğu saptandı. Tokgözoğlu, kadınlarda daha çok meme kanserinden korkulduğunu ancak kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin, trafik kazalarına ve meme kanserine bağlı ölümlerden çok daha fazla olduğunu açıkladı. Kadınlarda, kalp hastalıkları görülme sıklığı genetik özellikler, kolesterol yüksekliği, obezite, hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklara bağlı artış gösteriyor.

RİSK FAKTÖRLERİ

Tokgözoğlu, ”Ortalama yaşam süresinin uzaması, hareketsiz yaşam tarzı, sigara kullanımı, beslenme biçimi ve stres gibi modern çağın olumsuz getirileri de önemli risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.

KALP YAŞI 30′A İNDİ

Tokgözoğlu, Türkiye’de kadınlarda 30′lu yaşlardan itibaren, kalp hastalıklarına zemin hazırlayan diyabet, obezite ve hipertansiyonun görülme sıklığının arttığına işaret ederek, ”Bu risk faktörlerinin artmasına bağlı olarak önümüzdeki 10 yıl içinde kalp damar hastası sayısının geçmiş yıllara oranla yüzde 7 kadar artmasını öngörüyoruz” diye konuştu.

Tokgözoğlu, kalp hastalıkları açısından 40′lı yaşlara kadar erkeklerin kadınlara göre en az 3-4 kat daha fazla yüksek risk altında olduğunu, ancak menopoz sonrasında bu farkın kapandığını söyledi. Tokgözoğlu, şunları kaydetti: ”Menopoz sonrasında kilo alma, kan basıncında yükselme, kandaki kolesterol değerlerinde artış gibi kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayan önemli değişiklikler olabiliyor. Kadın, bu gibi nedenlerden dolayı, kalp damar hastalıklarına karşı daha savunmasız olabiliyor. Menopozdan önce kadında şeker hastalığı varsa, sigara kullanıyorsa ya da şişmansa, menopoz sonrasında kalp sorunu yaşama olasılığı daha da artıyor.”

KADINDA KANSERDEN FAZLA KALP VAR

Kadınların damar yapılarının erkeklere göre çok daha ince olduğunu belirten Tokgözoğlu, özellikle çok sigara içen kadınlarda damar daralmadığı halde damar yapısının bozulması nedeniyle kalp krizi riskinin söz konusu olabildiğini söyledi. Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu, kalp hastalığı bulunan kadınlarda stent, balon veya by-pass gibi tedaviler sonrası komplikasyon gelişme ya da damarların tekrar tıkanması riskinin erkeklere göre daha fazla olduğuna dikkati çekerek, ”Kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranı erkeklere göre daha yüksek. Kalp hastalıkları, kadınlardaki ölümlerin yaklaşık yarısından sorumlu ve tüm kanser ölümlerinin neredeyse iki katı” diye konuştu.

KADININ STRESİ ERKEĞİ KATLADI

Tokgözoğlu, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 22 Avrupa ülkesinde 14 bin hasta üzerinde yapılan ”EUROASPIRE” araştırma sonucuna göre, ”Türkiye dahil tüm Avrupa’da, kalp hastalığı yerleşmiş kişilerde tansiyon, şeker ve şişmanlığın kadınlarda daha fazla olduğu belirlendi” dedi. Araştırmada, kalp hastası olan kadınlarda stres ve gerginlik (anksiyete) değerinin erkeklere göre daha yüksek olduğunun tespit edildiğini belirten Tokgözoğlu, gerginlik değerinin kalp hastası kadında yüzde 44, erkekte ise yüzde 26 çıktığını söyledi.

‘KALP Mİ… O DA NE?’ DİYORSANIZ..

.”Kadının, kalp damar hastalıklarına karşı farkındalığının az olmasına bağlı olarak hekime başvurma ihtimalinin de düşük olduğu” görüşünü savunan Tokgözoğlu, kadınlarda kalp hastalığının belirtilerinin erkeklere oranla daha silik olduğunu söyledi. Tokgözoğlu, kadının kalp ve damar hastalıklarının belirtilerini menopoz bulgularıyla, yorgunlukla, stres ya da gerginlikle karıştırabildiğini belirterek, ”Hekimlerin bile kadınlarda kalp hastalığı olabileceğini düşünülme ihtimali, erkeklere göre daha düşük oluyor” dedi.

ÖNERİLER

Yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak mevcut risk faktörlerinin görülme sıklığının da arttığını vurgulayan Tokgözoğlu alınabilecek önlemleri sıraladı:

Yaşam tarzınızı çok iyi programlayın.

Çocuklarınıza çocukluk döneminde damak tadı gelişmeden sağlıklı bir diyet alışkanlığı kazandırın.

Hastalık tanısı konulduktan sonra da çok geç olduğunu düşünmeyin ve hemen önlem alın.

Şişmanlık ve hareketsizlikten uzak durun.

İdeal kiloya ulaşın ya da koruyun.

Tercihen 5, en az 3 gün 20 dakika tempolu yürüyüş yapın.

Sağlıklı ve düzenli beslenin.

Doymuş hayvansal yağları az tüketin.

Antioksidan içeren meyve ve sebze yiyin.

Zeytin ya da ayçiçek yağı kullanın.

İşlenmiş ve hazır gıdalardan kaçının.

Lifli ve tahıllı besinler tüketin, beyaz değil kepek ekmeği yiyin.

Sakatatlardan uzak durun.

Fazla tuz tüketmeyin.

Ara sıra yoğun diyetler yerine sürekli sağlıklı beslenme seçenekleri kullanın ve bunu yaşam biçimi haline dönüştürün.


Bugün

13 Nisan 2008

Alzheimera bir kaç dakikada tedavi

Alzheimera ilacı sizi bir kaç dakikada tedavi ediyor

California Üniversitesi’nden bilim insanları romatizma ilacıyla 15 alzheimer hastasını tedavi etmeyi başardı. Omuriliğe enjekte edilen Enbrel isimli ilaç beyinde alzheimera neden olan iltihaplanmayı engelliyor. 6 ay boyunca 15 hastaya her hafta ilaç şırınga edildi.

Hastaların tamamında iyileşme sağlanırken, 5 hastanın hızla iyileştiği, bir hastanın ise sadece birkaç dakika içerisinde düzeldiği belirlendi. Araştırma başkanı Edward Tobinick, enjeksiyonun ardından hastanın daha önce yanıtlayamadığı sorulara doğru cevap verdiğini söyledi.

Sonraki Sayfa »