Güzel Kadınlar Sağlık Kadın Sağlığı Cinsel Sağlık Erkek Sağlığı

Kadınlar

16 Mart 2008

Bebekleri nasıl beslemeliyiz

Bebeklere yemek hazırlarken nelere dikkat etmeliyiz

Bebek beslenmesinde 0-3 yaş arası kritik bir dönemdir. Bu dönemde annelerin her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da- bebekleri için mümkün olan en iyi başlangıcı yapması gerekir. Sağlıklı beslenmenin temelleri bu yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralayabiliriz:

# Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.

# Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın. (Şanti, çikolata, hazır kek vb.)

# Sıvı yağı tercih edin. (Mısır özü veya zeytinyağı)

# Bir yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde -WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için- bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.

# Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.

# Bisküvi gibi şeker içeren gıdalar kullanmayın. Ayrıca nişasta, pirinç unu gibi gıdalar da besin içeriği açısından yetersizdir, bu ürünlerin yerine tahıllara ağırlık verin.

0-3 YAŞ ARASI ÇOK ÖNEMLİ!

# Bebeğinize 6. aydan sonra, demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…

# Ayrıca, bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu onun değişik besinlere alışmasını sağlar.

# Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunulabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.

# Farklı meyveler, farklı “antioksidan” besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir. Şöyle ki:

# C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.

# Beta-karoten koruyucudur ve dokuların normal büyümesini, görme gücünü sağlayan A vitaminine çevrilir. Beta-karotenin en iyi kaynağı ise mangodur.

# Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.

# Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi, farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, 1 elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam on sekiz kat fazla C vitamini içerir.

# Günde 2-3 kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.

# Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, 1 hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.

# Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yok, sadece enerji kaynağı ve bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.

# Fazla tuz, bebekler ve çocuklar için zararlı. 1 yaşını doldurmamış bebeklerin günde 1 gramdan fazla (400 mg sodyum); 1-6 yaş arası çocukların da günde 2 gramdan fazla (800 mg sodyum) tuz almamaları öneriliyor. Çünkü tuz miktarının biraz yükselmesi bile ileride tansiyon riskini arttırıyor.

# Tahıllar, lif ve demir açısından zengin besinlerdir; özellikle C vitamini içeren meyvelerle alındığında demir emilimi artar. Bebeğe ilk başlanacak tahıl pirinç olmalı.

# Bebeğinize yemek pişirirken buharda haşlama ve fırında pişirme yöntemini tercih edin. Çünkü sulu pişirmelerde vitamin kayıpları oldukça yüksektir.

# Bebeğinizin yemeklerine pişme işlemi bittikten sonra, sızma zeytinyağı veya mısırözü yağı koyun.

# Sebze ve meyveleri üzerinde kalmış olabilecek tarım ilaçlarına karşı, bebeğinize vermeden önce su dolu bir kapta bekletin ve soyarak verin.

# Bebeğiniz için pişirdiğiniz yemeği 2 günden fazla saklanmayın ve 1 kereden fazla ısıtmayın.

# Salam, sucuk gibi işlenmiş etler ve konserve gıdalar bebek beslenmesi için sağlıklı değildir. Tercih etmeyin.

Hangi ayda hangi besini yiyebilir?

# Bebeğinize 7. aydan sonra et ve yumurta sarısı verebilirsiniz.

# 8. aydan itibaren taze balık ve bakliyatlar verebilirsiniz.

# 1 yaş sonrası yumurta beyazı kullanabilirsiniz.

# Bebek yemeklerinde patlıcan, çilek gibi alerjen gıdalar kullanmayın.

# 1 yaş öncesi tariflerde bal ve kepek ekmeği kullanmayın.

# Kek, kurabiye gibi tarifleri bebek tahılları ile hazırlayabilirsiniz.

# Turunçgiller, muz ve kivi 6. aydan sonraki tariflerde yer alabilir.

# Prebiyotik lif kaynağı olan enginar, omega 3 kaynağı olan ceviz, protein kaynağı olan bakliyatlar ile çoğunun antioksidan etkisi olan meyve ve sebzelere bebeğinizin beslenmesinde öncelik tanıyın.

Akşam

11 Mart 2008

Cinsel yolla bulaşan virüs

İnsanların çoğu bu virüsten habersiz. Cinsel yolla bulaşıyor, sinsice ilerliyor

Cinsel anlamda aktif olan herkesi etkileyen Genital Herpes genital bölgeyi, anüsü, kalça bölgesini, ağız, yüz ve dudakları etkiliyor. Cinsel yolla bulaşan Genital Herpes virüsünü taşıyan insanların yüzde 60’ı bu virüsü taşıdıklarından habersiz. Araştırmalara göre Türkiye’de virüsün görülme sıklığı yüzde 90’lara ulaşmış. Virüs vücuda girdikten sonra hücreler içinde yaşamını sürdürerek değişik zamanlarda tekrarlayarak enfeksiyon yapıyor. Cinsel anlamda aktif olan herkesi etkileyen Genital Herpes eşten eşe kolayca bulaşıyor.

BELİRTİSİ 15 GÜN SÜRÜYOR

Acı veren kaşıntılı kabarcıklar, genital bölgeyi etkileyen yumrular, döküntüler ve idrar yaparken duyulan ağrı, HSV tip 2ínin ilk başta görülen klasik belirtileri. Hastalığa ateş, halsizlik, lenf bezlerinin şişmesi gibi belirtiler de eşlik ediyor. Ağrı, kabarcıklar ve kırmızı, içi sıvı dolu şişlikler şeklinde görülen belirtiler 10 ila 15 gün sürüyor.

HASTA FARKINDA DEĞİL

Virüsü taşıyanların yüzde 20’sinde hiçbir bulgu görülmüyor. Hem genital hem de yüz herpesine sebep olan HSV-1 ve HSV-2 dünya nüfusunun yüzde 50’sinden fazlasını etkiliyor. Türkiye’de bu virüsün görülme sıklığı yüzde 90 oranında.

TEMASLA GEÇİYOR

HSV tip 2’nin neden olduğu genital herpes hastalıkları ağızdan ağıza, ağızdan genital bölgeye ve genital bölgeden genital bölgeye temas yoluyla bulaşıyor. Hastalığın bulaşması için semptomların olması gerekmiyor. Belirti vermeden eşten eşe geçiyor.

HAMİLELİKTE DE OLABİLİR

Annede hamile kalmadan önce veya gebeliğin erken evrelerinde genital herpes belirlenmişse, yeni doğan bebeğe enfeksiyonu bulaştırma riski düşük oluyor. Eğer anne genital HSV virüsünü gebeliğin son üç ayında alırsa, bebeklerde risk yükseliyor.

Bugün

10 Mart 2008

Bilinçsiz diyet saçınızı döküyor

Hatalı yapılan uygulamalar yüzünden çok fazla kişinin saçları dökülüyor

‘Diyet’ adı altında sürdürülen her türlü gıda engellemesinde bilinçli hareket edilmesi gerekiyor. Aksi halde kilolardan kurtulanların bir başka sorunları ortaya çıkıyor. Bu sorunların başında ise saç dökülmeleri geliyor. Yanlış uygulanan diyet nedeniyle pek çok kişi saçlarından oluyor. Ülkemizde her 100 kişiden 58’i daha 38 yaşına gelmeden saçsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Kadınların yüzde 40’ı, erkeklerin ise yüzde 50’si saç dökülmesi sorunuyla karşı karşıya.

Saç dökülmesinin sebeplerinden bazıları kalıtsal, hormon bozukluğu, sağlıksız beslenme, mevsimsel şartlar, hava kirliliği, uygunsuz saç bakımı, stres gibi faktörler olarak sıralanabiliyor.

Saç dökülmelerine karşı etkisi bilimsel olarak kanıtlanan BIOXCIN’in üreticisi B’IOTA Laboratuvarları Medikal Müdürü Prof. Dr. Kerim Alpınar‘a göre yanlış diyet, kalitesiz jöle ve boya gibi bazı kimyasalların kullanılmasından da saçlar zarar görebiliyor.

Prof. Dr. Alpınar “Bilinçsizce yapılan diyetlerin yol açtığı kansızlık saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden oluyor. Düzenli ve dengeli beslenme saç sağlığını korumak için birinci öncelik taşıyor. Bu tür diyetlerde saçlar hızla dökülüyor ya da cansızlaşarak çabuk kırılan bir özelliğe sahip oluyor. Ağır diyet sonrasında demir eksikliği anemisi (kansızlık) görülebilir. Demir eksikliği saçın daha yoğun dökülmesine neden oluyor. Özellikle fast-food tarzı beslenme saç sağlığını olumsuz etkiliyor. Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar için gıdalarda protein, çinko, B 12 vitaminleri, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına dikkat edilmeli. Sağlıklı saçlar için antioksidan yiyecekler, sebze meyve gibi yiyecekler bol bol tüketilmeli.”

B’IOTA Laboratuvarları Medikal Müdürü Prof. Dr. Kerim Alpınar, saç bakımıyla ilgili tercihinde kullanılacak ürünlerin etkinliğinin ve güvenilirliğinin klinik deneylerle kanıtlanmış olmasını önemsiyor. Prof. Dr. Alpınar, yan etkilerinin olmaması nedeniyle de bitkisel özlü ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor.

HABERTURK.COM

05 Mart 2008

Kanserden koruyan besinler

Bu 4 besin vücudu kansere karşı koruyor

New York Üniversitesi egzersiz yapmanın hayati olduğunu hatırlattı ve kanserden koruyan 4 besini sıraladı:

D vitamini: D vitamini alan kişilerde kanser riski yüze 60 ile 77 arasında azalıyor. Güneş ışığından alınan D vitamini bağışıklık sistemini koruyor ve kanser hücrelerinin yok edilmesinde etkili oluyor. Sardalya ve somon gibi balıklarda da bulunuyor.

Üzüm: Üzüm ve yaban mersinine mavimsi rengini veren “pterostilbene” adlı madde özellikle bağırsak kanseriyle savaşıyor.

Ceviz: Yüksek miktarda selenyum içeriyor. Her gün bir avuç yiyenlerde akciğer kanseri riski yüzde 46 oranında azalıyor.

Egzersiz: Haftada bir kez 1 saat egzersiz yapanların prostat kanseri riski yüzde 38 azalıyor.

Çay: Günde üç fincan çay içenlerde boğaz kanserine yakalanma riski, içmeyenlere göre yarı yarıya düşüyor. Yeşil çayda daha yüksek oranda bulunan antioksidanlar kansere karşı etkili.

04 Mart 2008

Bel ağrısından kurtulmak

Yaptığımız birkaç hareketten kaçınarak bel ağrılarını ortadan kaldırabiliriz

Bel ağrılarının oluşumunun önüne geçmek için sert yatak kullanılması, yüzüstü yatılmaması, orta yükseklikte topuklu ayakkabı giyilmesi önerildi.

Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, El Cerrahisi ve Mikrocerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Baktır, insanlarının en büyük sorunlarından biri olan bel ağrısının yanlış vücut hareketlerinden doğduğunu kaydetti.

Türkiye’de her beş kişiden dördünün çeşitli sebeplerle belinin ağrıdığını belirten Baktır, duruş bozuklukları, sağlıksız yataklar, ağır kaldırma, hareketsiz yaşam gibi sebeplerin kişinin yaşam kalitesini bozabilecek düzeyde bel ağrılarına yol açtığını ifade etti. Günlük yaşamda sakıncalı olan birkaç önemli vücut hareketinden kaçınarak bel ağrılarının engellenebileceğini anlatan Prof. Dr. Baktır, ağrı çekenlere, “Bayanlar için orta yükseklikteki topuklar beli daha az zorlar. Topuksuz ayakkabılardan sakınmalılar. Sert yatakta yatmak gerekir. Yumuşak yatakların altına 2 santimetre kalınlıkta kontrplak veya sunta konulmalı. Yüzüstü yatmayın. Sırtüstü yatarken dizlerinizin altına bir yastık koyun. Yan yatarken bacaklarınızı kalça ve dizden bükük olarak yatılmalı” önerilerinde bulundu.

Özellikle orta yaşı geçmiş, bel adalelerini güçlendirmeye yönelik egzersiz ve spor yapmayan bayanlarda bel ağrılarının ve kemik erimesi yönündeki şikayetlerin sık görüldüğünü dile getiren Baktır, bel sağlığını korumak için egzersizin şart olduğunu ifade ederek; “Sert sandalyede, omurga dik olarak bir ve iki diz kalçadan daha yukarıda olacak şekilde oturun. Kısa dinlenme süreleri için koltuklu sandalye çok iyi destek sağlar. Beliniz düz olarak ayakta durmaya çalışın” şeklinde konuştu.

Baktır, bel ağrıları geçtiğinde egzersiz yapılmasını önererek, güç bir harekete teşebbüs etmeden önce adalelere ısınma ve gevşeme fırsatı vermek için egzersize yavaş başlanması gerektiğini belirtti. Ağrıların geçmemesi durumunda özel rehabilitasyon programlarına gereksinim duyulacağını vurgulayan Baktır, “Bel ağrısı, tedavi edilmemiş ve yerleşmişse, hareketler kısıtlanacağı için kalıcı sakatlıklar gelişebilir. Kişinin gereksinimlerine göre özel olarak hazırlanmış, fiziksel işlevleri yeniden kazandırma ve işe döndürmeye yönelik yoğun egzersiz programlarını kapsayan, uzun süreli ve özel rehabilitasyon programları uygulanmalıdır” sözlerini ekledi.

Cihan

01 Mart 2008

Ayak kokusuna son verin

1 yıldır piyasada olan bu çoraplar 1 saat içerisinde ayak kokusunu yok ediyor

Sağlık ayaktan başlar’ sloganıyla yola çıkan iki kız kardeş, gümüş iplikten çoraplar tasarladı.

Ayakta görülebilecek her türlü hastalığa iyi gelen gümüş iplikli çorapları en çok erkekler alıyor.

Tekstil sektörü nihayetinde gümüşü de keşfetti. Gümüş de bir aksesuar olmaktan çıktı ve sağlığa faydalarının bilinmesiyle yavaş yavaş tekstil sektöründeki yerini almaya başladı. Gümüşün koku ve nem giderici olması, anti bakteriyel özelliği, elektrik iletken, termal iletken ve oligodinamik olması geniş bir alanda kullanımını sağlıyor.

Bu kapsamdaki ilk ürünlerden biri olan gümüş iplikli çorapları Silver Health firmasının sahibi iki kız kardeş yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürdü. Müşterilerin yeni yeni tanımaya başladığı gümüş iplikli çorapların en önemli özelliği ayak kokusunu bir saat içerisinde tamamen gidermesi. Bunun yanında ayakta oluşabilecek mantar, kaşıntı ve huysuz ayak sendromu gibi sorunları da ortadan kaldırıyor. Medine ve Leyla Kocakaya isimli bu iki kardeş, babalarının diyabet olması dolayısıyla ayağında yaşadığı sıkıntılardan yola çıkarak büyük bir araştırma yaptılar. Gümüş ürünlerinin sağlığa faydasını keşfedince de kollarını sıvayıp uzun bir uğraşın içine girdiler. Sonunda Amerika ve Almanya’dan sipariş ettirdikleri gümüş ipliklerle tasarımlarını kendileri yaptığı çorapları ürettiler.

Aslında gümüşün yara iyileştirici özelliğinin olduğunu pek çoğumuz biliyorduk; ama bunun çorap sektöründe kullanılabileceği pek aklımıza gelmemişti. Ayaktaki yaraların iyileşmesini hızlandıran gümüş iplikli çoraplar başta diyabet hastaları olmak üzere diğer damarsal kökenli ayak ve bacak yaralarını, egzama sorunlarını da önemli ölçüde gideriyor. Ayrıca obeziteye bağlı olarak deride çatlak ve yara açılmalarını önleyebiliyor. Leyla Kocakaya en fazla talebin ayak rahatsızlıkları, özellikle de ayak kokusu bulunan erkeklerden geldiğini vurguluyor. Çorapların kullanım süreleri ve inceliği koton ve pamuklu çoraplarla hemen hemen aynı.

‘Bu gümüş iplik bu kadar sağlıklı madem, neden tekstilin diğer alanlarında da kullanılmıyor?’ diye soruyoruz. Medine Kocakaya gümüşün maliyetine dikkta çekiyor. Ama bu demek değil ki Kocakaya’lar sadece çorapla kalacak. Yeni tasarımları ve uğraşları arasında yine gümüş iplikli iç çamaşırları ve tişörtler var. Bakalım diğer gümüş ürünlerin insan sağlığına ne tür faydaları olacak?

Satışlar daha çok yurtiçi ve yurtdışına toptan olarak veya www.silverhealthworld.com adresindeki web sitesi üzerinden de tüm Türkiye’ye satılıyor. Fiyatlar ise 20-25 YTL arasında değişiyor. Duyduklarımıza göre bu çorapları bir kez giyenler bile konforunu fark edip başka çorap giyemiyorlarmış!

Vücudun elektriğini de boşaltıyor

Silver Health şu an piyasaya çocuk, bay, bayan ve sporcu olmak üzere 17 farklı modelden oluşan çorap sürdü. Bu çorapların üç önemli özelliği bulunuyor. Bunlardan ilki elektrik iletkenliğine sahip olmaları. Gümüş, vücuttaki elektriğin boşalmasını ve yorgunluk hissinin giderilmesini sağlıyor.

Gümüşün termal iletkenliği sayesinde ise çoraplar vücut ısısını en iyi şekilde ayarlıyor. Yani gümüş iplikten dokunmuş çoraplar ayakları kışın sıcak, yazın ise serin tutuyor. Ayrıca vücuttaki ısı dağılımını da etkileyerek kan dolaşımını düzenliyor. Gümüş çorabın diğer bir özelliği ise antibakteriyel olması. Bu da ayakta mikrop, bakteri, mantar, egzama üremesini engelliyor ve ayak kokusunu ortadan kaldırıyor.

TÜBİTAK’la çalışıyoruz

Medine-Leyla Kocakaya (Silver Heatyh sahipleri): Gümüşün sağlığa etkisi yüzyıllardır konuşuluyor; ama pahalı olduğu için kimse yanaşmıyordu. Amerika’ya gittiğimizde gümüş yara bandı ve gümüş kaplı hap görmüştük; ama çorabı yoktu. TÜBİTAK’la bir iç çamaşırı projesinde çalışacağız, bu durum bizi epey heyecanlandırıyor.

Gümüş çorabın kullanım alanları

* Ayak ülseri olanlar (diyabetik ayak yaraları)

* Diyabet hastaları

* Ayak yaralanmasına maruz kalanlar

* Ayakta mantar ve egzama sorunu olanlar

* Gün boyunca ayakkabı veya bot giymek zorunda olanlar (asker, polis vb.)

* Spor yapanlar (amatör veya profesyonel)

* Ayak sağlığı ve bakımına önem verenler

* Ayak kokusu sorunu yaşayanlar

* Kayak yapanlar

* Hamileler

* Ayak yolu ile mikrop ve bakteri girme olasılığı olan yerlerde çalışanlar

* Kilo sorunu olanlar