Güzel Kadınlar Sağlık Kadın Sağlığı Cinsel Sağlık Erkek Sağlığı

Kadınlar

29 Şubat 2008

Cilt Lekeleri

Güneş ışınlarının etkisi ile oluşan pigment artışı, ciltte geniş leke görüntüleri oluşturur. Ayrıca sivilce izleri, hamilelik, aşırı antibiyotik kullanma, yanlış kozmetik ürünleri gibi sebepler, ciltte lekelerin oluşmasına neden olmaktadır.

Bitkisel ürünlerle lekeler, çeşitli yöntemlerle bir süre içersinde kalıcı sonuçlara ulaşıyor. Aynı zamanda bu bitkisel ürünler uygulanırken- ciltte herhangi bir tahriş veya kızarıklık yapmaması avantajdır. 3 ay düzenli uygulanan bitkisel peelinglerle, ciltte yeniden yapılanma ve lekelerin büyük ölçüde açıldığı gözlemlenir.

Kimi lekeler, sivilce izleri ve benzeri tarzıaki sorunların halledilmesi için, üst derinin bir tabaka temizlenmesi zorunludur. Peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemini bitkilerle uygularken, kesinlikle cilde aşırı bir uygulama yapılmamalıdır. Cilt yapısına uygun bitkisel kürlerle bu işlem uygulanmalıdır.

Yağlı Ciltler İçin

Öncelikle cilt, bitkisel bir temizleme jeli ile temizlenmeli, arkasından ince bir tabaka kayısı yağı sürülmelidir. Birer avuç kekik, papatya, limon ve biberiye bitkileri, 1/2 lt. gülsuyunda, bir taşım kaynatılarak süzülür. Daha sonra 2 avuç yeşil kilin içerisine, süzülen bitki ekstresi ile katı bir bulamaç ile oluşturulur. Bir kahve kaşığı adaçayı esansı ilave edilir. Hazırlanan bu karışım ile 4 hafta, haftada bir olmak üzere uygulanır. Bu uygulama sonrasında bitkisel tonik ve nemlendiricisi sürülmelidir.

Kuru Ciltler İçin

Cilt yapısına uygun bir temizleme sütü ile cilt temizlenmelidir. Arkasından göz altı hariç tüm cilde- avokado veya jojoba yağı sürülüp emilimi beklenmelidir. Birer avuç at kuyruğu, mücver çiçeği, bir parça avakado meyvesi, papatya ve hatmi bitkileri 1/2 lt. gülsuyunda bir taşım kaynatılarak süzülür. Hazırlanan bitki ekstresi, 2 avuç toz yosun veya soya unu ile bulamaç yapılarak, içerisine bir tatlı kaşığı arı sütü ilave edilmelidir. Haftada bir gün olmak üzere 4 hafta boyunca bu maske uygulaması yapılmalı, daha sonra bitkisel bir onarıcı ürün sürülmelidir.

28 Şubat 2008

Kadınlar kalp hastalıklarına karşı korunun

Kadınlarda da hızlıca artan kalp hastalıklarına karşı korunma yolları

Kalp rahatsızlıklarının kadınlarda da hızla artması endişe uyandırıyor. İşte bilinenlerin yanında kadınların mutlaka yapması gerekenler…

Türk Kalp Vakfı Başkanı Çetin Yıldırımakın, 8 milyon kadının “kalbi” olduğunu söyledi ve onlara 9 öneride bulundu.

Yıldırımakın, Amerikan Kalp Birliği’nin yaptığı son çalışmalara göre kadınların kalp damar hastalıklarını önlemesi için yapmasını önerdiği 9 basit adımı aktardı:

Sigaraya hayır!

Eğer sigara içiyorsanız şimdi hemen bırakın.

Bu alışkanlık kan basıncının fırlamasından dolayı ölüm riskini 3′e katlıyor. Üsrtelik kanın pıhtılaşmasına sebep olup kalp krizlerine davetiye çıkarıyor. Sigarayı bıraktıktan bir sene sonra kalp krizi riskini %50 azaltmış olacaksınız.

Belinizin inceliğine dikkat edin

Aldığınız kalorileri fiziksel aktiviteyle yakarak dengeleyin. Belinizin inceliğine, kilo alıp almadığınıza dikkat edin. Bel kalınlığınız 75 santimi geçiyorsa kırmızı alarm vermeye başlıyorsunuz demektir. Spor yapın Günde en az 30 dakika spor yapmayı hedefleyin.

Şekli ne olursa olsun egzersiz yapmak kan basıncınızı düşürecek, stresinizi azaltacak ve iyi kolestrolünüzü yükseltecektir.

Tuz yerine biber kullanın

Kan basıncınızı 120/80 mmHg ya da altında tutun. Bunu başarmak için sodyumu yemeklerinizden çıkarın. 50 yaşından büyük kadınların günlük sodyum alımını 1.500 mg civarına indirmeliler. Doymuş yağlardan ve margarinden uzak durun Bu tip yağlar patates cipslerinde bolca bulunur. Yüksek kolestrolün artmasına ve damarları tıkayıp kalp krizine sebep olurlar. Toplam kolestrol seviyenizi 200mg/dl’de tutun.

Renkli beslenin

Ispanak, havuç, şeftali gibi anti oksidan ve lif deposu yiyecekleri tercih edin. Balıktan vazgeçmeyin Haftada en az 2 defa balık alın. Tuna, somon ve alabalık omega-3 bakımından zengin balıklardır. Kırmızı et yemek istiyorsanız, yağsız kısımlarını tercih edin. Önleminizi alın Kadınlar erkeklere oranla 10 yıl daha geç kalp damar hastalıklarına yakalanıyor. Bu yıllarınızın kıymetini bilin ve şimdiden önlem alın.

BUGÜN

27 Şubat 2008

Şekerli içecekler açlık hissini artırıyor

Şekerli içeceklerden kilo almak istemiyorsanız dikkatlice okuyun.

Eğer kilo vermek istiyorsanız ne içtiğinize çok dikkat etmelisiniz. Gün içerisinde çok fazla şekerli içecek içebilirsiniz ama bunların hiçbiri sizi tok tutmaz. Aksine, onları içerken yemek yemek de istersiniz. Şekerli içecekler ayrıca, bir sonraki öğünde de daha da çok yemek yemenize yol açar. Eğer bu içecekler yüksek fruktozlu mısır şurubu içeriyorsa; size ek kalori almaktan da öte, bir sonraki öğünde daha acıkmış bir bünye bırakırlar. Yapılan araştırmalara göre şeker yerine kullanılan katkı maddeleriyle üretilmiş içecekler, sizi daha fazla acıktırır ve bir sonraki öğünde daha çok yemek yemenize yol açar. Yemeklerden önce içeceğiniz bir bardak su ise, sizin aşırı yemek yemenize engel olabilir. Yapacağınız en güzel şey; kendinize bir büyük bardak su doldurup, kana kana içmektir.

Sabah

26 Şubat 2008

Genital bölge nasıl temizlenir

Genital bölgenin temizlenmesinde yapılan yanlışlar, doğurganlığı da tehlikeye atabiliyor

“Temizlik, kadın hastalıklarının önlenmesinde en önemli etkenlerin başında geliyor” diyen Doç. Dr. Ümit Türsen, “bilinçsiz uygulamalar enfeksiyona zemin hazırlayarak sağlık sorunu yaratabilir” uyarısında bulundu.

Doç. Dr. Ümit Türsen, kadın genital bölgesinin temizliği konusunda duyarlı olunması gerektiğini, aksi halde başta enfeksiyon ve mantar olmak üzere çeşitli rahatsızlıkların oluşabileceğini, bunun da önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti.

Yoğun alkolle silme gibi bilinçsiz uygulamalar enfeksiyona zemin hazırlar.

Temizlik maddesiyle hijyen ortamı sağlamaya çalışırken genital pH düzeyinin bozulabilir ve başta egzama olmak üzere çeşitli sorunlara yol açar.

Genital bölge için özel üretilmiş temizlik ürünlerini kullanmak gerekir. Ancak bu maddelerin kullanımında abartıya kaçmak da başka rahatsızlıklara yol açabilir.

Genital temizlik ürünlerin periyodik aralıklarla kullanılması doğrudur.

Doç. Dr. Türsen, genital bölge temizliğinin sağlanmaması halinde zaman zaman doğurganlığı bile etkileyen sorunların yaşanabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu sorun, ne yazık ki halkımız tarafından pek bilinmiyor. Oysa ki bu konuda Avrupa ülkelerinde genital bölgeye özel, havludan bezlere kadar ciddi bir yatırım yapılıyor. Kadınlarda hijyenin sağlanmamasına bağlı yaşanması muhtemel sorunları bildikleri için önem gösteriyor. Ülkemizde de yeni yeni yatırımlar yapılmaya başlandı.”

Bu arada, genital temizlik bezinin, çok kısa sürede Türkiye’de de üretilmeye başlanacağı bildirildi.

AA

25 Şubat 2008

Bebeğinizi sizinle birlikte yatırmayın

Bebeğinizi sizinle aynı yatakta yatırdığınızda 40 kat daha fazla boğulma riski yaşıyor

Ebeveyniyle aynı yatakta yatan bebeklerin boğulma riski, kendi yatağında yatan bebeklere göre 40 kat daha fazla. Saint Louis Üniversitesi Tıp Okulu’ndan Profesör Dr. James Kemp, anne ve babasıyla aynı yatakta yatan bebeklerde ani ölümlerin daha çok görüldüğünü belirtiyor. Kemp’in liderliğinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların yüzde 13′ünün bebekleriyle aynı yatağı paylaştıkları belirlendi. Araştırmaya göre bebeklerin özellikle ilk aylarda, yumuşak bir yastık veya duvarla yatak arasına sıkışma potansiyelleri çok yüksek. Amerikan Pediatri Akademisi, ani ölümleri önlemek için bebeklerin sırtüstü yatırılmasını öneriyor.

Sabah

Cildin Düşmanları

Sabahları aynaya baktığınızda yorgun, çizgileri derinleşmiş, hatta sivilceli bir yüzle mi karşılaşıyorsunuz? Günün başlangıcında canınızı sıkan bu tür sorunlar nereden kaynaklanıyor? Zaman zaman hepimizin cildimize karşı işlediği ve bazen de alışkanlık haline dönüştürdüğü yedi “günah” vardır:

Sigara ve içki: İkisi de vücudunuzu zehirler ve geriye pörsümüş sarkık bir cilt bırakır. Sigara ayrıca ağız kenarındaki çizgilerin derinleşmesini hızlandırır.

Yetersiz uyku: Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın. Uykusuzluğun yol açtığı çizgileri kapatmak için hafif bir nemlendirici sürün.

Makyaj temizlemeden yatmak: Gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Göz makyajı silinmediği takdirde bir göz iltihabına neden olabilir.

Sivilcelerle oynamak: Deri dokularına zarar verir. Ayrıca enfeksiyonun çevreye yayılmasına neden olarak sorunu büyütür. Sivilcelerle hiçbir zaman oynamayın. Enfeksiyonlu bölgeye antiseptik merhem sürün.

Yüzü ovmak ya da aşırı fırçalamak: Yüzünüzdeki ölü deriyi temizlemek için satılan bazı toz ya da kremler deriniz için fazla kaba gelebilir. Cilt tipiniz ne olursa olsun yüzünüze daima nazik davranın.

Çok sıcak suyla yıkamak: Yıkanırken suyun kaynar derecede sıcak olmaması için önlem alın. Aşırı sıcak, cildi kurutur ve dokuları zedeler.

Yanlış beslenme: Sağlıksız besleniyorsanız deriyi koruyucu yaşamsal maddeleri alamıyorsunuz demektir. Ayrıca ultraviyole ışınlarından da uzak durun.

Beyninizin Genç Kalmasını mı İstiyorsunuz

Beyninizi ve hafızanızı genç tutacak yöntemler

Beyninizin ilerleyen yaşlarınızda da dinç olmasını istiyorsanız, beyin egzersizleri yapmalısınız. Beyninizi genç tutmak için her gün aynı şeyleri yapmaktan vazgeçin. Beyninizi çalışır durumda tutmanız, ileride yaşayabileceğiniz hafıza sorunlarına engel olabilir. Bunu başarmanın yolu, devamlı yeni bir şeyler öğrenmekten geçiyor. Yabancı dil öğrenmeye çalışın, müzik aletleri çalmayı deneyin. Beyninizi sürekli aktif halde tutun. RealAge doktorları tarafından hazırlanan bu testi kendinize uygulayın ve beyninizin ne kadar genç olduğunu belirleyin: Tek ayak üzerinde durup gözlerinizi kapatın. Dengenizi kaybetmeden duracağınız her an, sizin daha genç bir beyne sahip olduğunuzu kanıtlar. Eğer 45 yaş ve üzeriyseniz, 15 saniyelik bir süre sizin için gayet iyidir. Yanınızda duran birine süreyi ölçtürün ve dengenizin bittiği an konusunda net bir sonuç elde edin.

Sabah

22 Şubat 2008

Kan bağışlayanlar stresten kurtuluyor

Kan bağışlayanların stresten nasıl kurtulduğunu uzmanlar açıklıyor

Uzmanlar, “Kan verince baş ağrısı ve stres gibi sorunlar azalıyor” diyor.Ülkemizde kan bağışının önemi yeni yeni önemsenmeye başlandı. Kan verince hastalanılacağı düşüncesi gittikçe azaldı. Her ilde bununla ilgili kampanyalar düzenleniyor.

HASTANEYE KAN BANKASI

İzmir Ege Üniversitesi’nde de “Kan Bağışı Can Bağışı” adlı bir proje başlatıldı. Projenin ilk gününde öğrenciler kan bağışında bulundu. Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan proje ile Ege Üniversitesi Hastanesi’nin ihtiyacını karşılayan bir kan bankasına sahip olması amaçlanıyor. Tıp Fakültesi Kan Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yeşim Aydınok, “Hastanemizde yılda ortalama 20-25 bin ünite kana ihtiyaç duyuluyor.

Öğrenciler ve çalışanlar en fazla 30 dakikalarını ayırarak bu ihtiyacın karşılanmasına destek olabilecek” diye konuştu. Aydınok, 18 yaşını doldurmuş ve vücut ağırlığı 50 kilogramın üzerinde, kan değerleri normal olan, bulaşıcı bir hastalığı olmayan ve son bir yıl içinde herhangi bir cerrahi müdahale geçirmemiş tüm gönüllülerin kan bağışlayabileceğini belirtti.

Aydınok kan vermenin önemini şöyle anlattı; “Kan bağışlamak, bağışlayan kişinin baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıklarının giderilmesine yardımcı olur. Yani kana ihtiyaç duyanların dışında kendisine de sağlıklı bir iş yapmış olur.”

Bugün

21 Şubat 2008

Sperm gelecek nesilleri hasta ediyor

Çocukları tehdit eden sperm hasarı nasıl ortaya çıkıyor?

Bilim adamları, yapılan bir çalışmada, çevresel toksinlerin yol açtığı sperm hasarının, çocuklara aktarılabildiğini ve gelecek nesilleri etkileyebildiğini ortaya koydu.Bilim adamları, çok fazla sigara ve alkol kullanan babaların, sadece kendilerine değil çocuklarına da zarar verdiklerinin farkında olmaları gerektiğini belirttiler. Moskova’da Idaho Üniversitesinden bir ekip, mantar öldürücü tarım ilacı vinclozolinin fare embriyonları üzerindeki etkilerini inceledi.

İnsanlardaki prostat kanseriyle benzer biçimi de dahil sperm hücrelerinde değişimlere yol açan bu kimyasala maruz kalan farelerde prostat büyümesi, hasarı, kısırlık ve böbrek sorunlarının belirtileri görüldü. Çalışmada, ortaya çıkan sperm hasarının hayvanlarda 4 kuşakta da korunduğu ortaya konuldu.

19 Şubat 2008

Türklerin seks konusunda sorduğu en çok soru

‘İlk gece korkusunu’ soran tek ülke biziz.

Cinsel Sağlık Danışma Hattı’nı en çok Türkler arıyor. İşte en sık sorulan sorular

Türkiye’deki Cinsel Sağlık Danışma Hattı’nı 5 yılda 113 bin 840 kişi aradı, aynı dönemde bu sayı Fransa’da 20 bin 724, Almanya’da 20 bin 880′de kaldı.Türk kadınları diğer ülke kadınlarını açık farkla geride bıraktı.

Prof. Dr. Halim Hattat “Tüm Avrupa ülkelerinde aramaların yüzde 60′ından fazlası ’sertleşme sorunu’ ve ‘erken boşalma’ üzerine. Türkiye’de ise ‘ilk gece korkusunun’ sorulduğu tek ülke” dedi.

Fonksiyon Bozuklukları Birliği (ESDA) şemsiyesi altında Türkiye’de 2002 yılında oluşturulan “Cinsel Sağlık Danışma Hattı”, diğer 12 ülkede bulunan ESDA cinsel danışma hatları arasında en çok aranan hat oldu.
Hattın numarası : “0212-282 01 01’
Bu hattı arayanlara isim ve adres sorulmuyor…

EN ÇOK ARAYAN İLLER

Avrupa’daki 12 ülkeyle birlikte yürütülen Cinsel Sağlık Danışma Merkezi’nin hattına, Türkiye’deki hemen bütün illerin yanı sıra yurtdışından özellikle Almanya’da yaşayan Türkler’den ve Kıbrıs’tan başvurular geliyor.

Prof. Dr. Hattat, Türkiye’de hattı en çok arayan ilk 10 ili şöyle sayıyor;

-İstanbul,
-Ankara,
-İzmir,
-İçel,
-Hatay, Diyarbakır, Antalya, Adana, Kocaeli ve Bursa

10 ERKEKTEN 2′Sİ GİDİYOR

Hangi ülke söz konusu olursa olsun erkeklerin cinsel sorunları nedeniyle doktora gitmekten kaçındığını, doktora başvurma oranının tüm Avrupa ülkelerinde son derece düşük olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hattat, bu nedenle Cinsel Sağlık Bilgi Hattı’nın, toplum sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

İYİ Kİ İNTERNET VAR!

Halim Hattat, İsveç, Yunanistan, Fransa ve İspanya’da hattı arayanların yüzde 60-70’inin bu konuda doktora hiç başvurmadığını, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 80’i bulduğunu bildirdi. “Yani 10 hastadan sadece 2’si doktora başvuruyor. Cinsel sorunlarda telefon ve internetten bilgi almak, doktora başvurmanın önüne geçmiş durumda” diyen Hattat, Avrupa ortalamalarına bakıldığında hastanın telefon hattını araması için dahi bir yılı aşkın bir süre beklediğinin görüldüğünü, uzun süre bu sorunla yaşadıktan sonra bilgi alma ve araştırma cesaretini toplayabildiğini söyledi.

İSTEKSİZLİK HASTA EDİYOR

Prof. Dr. Halim Hattat, erkeklerin cinsel sağlığının, genel sağlık durumlarının göstergesi olarak kabul edilmeye başlandığını dile getirerek, cinsel isteksizlik çeken erkeklerde 5 yıl içerisinde diyabet ve kalp hastalıklarına yakalanma risklerinin çok daha yüksek oranlarda görüldüğünü bildirdi.

CESUR TÜRK KADINI

Prof. Dr. Hattat, Türk kadınlarının ise bu konuda Avrupalılar’a göre daha modern gözüktüğünü belirterek, “Türk kadınları bilgi hattını aramak için ortalama 1 yıl beklerken, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerde bu süre 5 yıla kadar çıkıyor” dedi.

HANGİ ÜLKE NE KADAR ARAMIŞ?

Prof. Dr. Hattat, ESDA şemsiyesi altındaki ülkeleri de karşılaştırarak, “ESDA Türkiye, kuruluşundan bu yana tüm ESDA kurucu ülkeleri arasında en çok aranan telefon hattı oldu. 2002-2007 arasında:
- Türkiye’deki hattı 113 bin 840 kişi aradı.
- Fransa 20 bin 724,
- Almanya 20 bin 880,
- Yunanistan 30 bin 434 kişi aradı.

Sadece 2007 yılı verilerine bakıldığında ise ESDA Türkiye hattını arayan 20 bin 415 kişiye karşılık, Almanya’da 4 bin 800, Fransa’da 4 bin 500 arama yapılmış” diye konuştu.

HATTI KİMLER ARIYOR, NE SORUYOR?

Halim Hattat, tüm ülkelerdeki aramaların 16 ile 87 yaş arasında olduğunu dile getirerek, “ESDA Türkiye’yi en çok arayan grubu yüzde 60 oranıyla 18-30 yaş arası gençler oluştururken, diğer ülkelerde en sık arayanlar 45-50 yaş grubunda yer alıyor. Bu, ülkemizde genç neslin cinsel bilgisinin azlığını ve cinsel sorunlarını danışmak yerine tabu kabul ederek gizli tuttuğunu gösteriyor” dedi.

ERKEKLER ÇOĞUNLUKTA

Türkiye’de hattı arayanların yüzde 82’sini erkeklerin, yüzde 18’ini ise kadınların oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Hattat, erkeklerin en sık sorduğu problemlerin yüzde 31 ile “erken boşalma”, yüzde 21 ile “sertleşme”, yüzde 12 ile “penis boyu”, yüzde 9 ile ‘cinsel istekte azalma”, yüzde 3’erlik paylarla “balayı empotansı (yetersiz sertleşme)” ve “mastürbasyon” olduğunu söyledi.

KADINLARIN SORULARI

Kadınların yüzde 26’sının “kadın orgazm bozukluğu”, yüzde 17’sinin “cinsel isteksizlik”, yüzde 7’sinin “ilişkide acı/ağrı”, yüzde 5’inin “vajinismus” konusunda bilgi aldığını anlatan Prof. Dr. Hattat, eşleri hakkında arayan kadınların en sık sorduğu problemlerin ise yüzde 55 ile “sertleşme sorunu ve tedavileri”, yüzde 12 ile “erken boşalma”, yüzde 9 ile “erkeğin cinsel isteğinde azalma”, yüzde 3 ile “andropoz” şeklinde sıralandığını kaydetti.

BU SORUYU SADECE TÜRKLER SORUYOR

Prof. Dr. Halim Hattat, “Tüm Avrupa ülkelerinde aramaların yüzde 60’ından fazlası ‘sertleşme sorunu ve tedavileri’ üzerine. Bu durumu bu ülkelerde de ‘erken boşalma’ takip ediyor.

Türkiye, ‘balayı empotansının’ (yetersiz sertleşme) sorulduğu yegane ülke. Kadınlar için hem ülkemizde hem de Avrupa’da en önemli sorunlar ‘cinsel istekte azalma’ ve ‘orgazm’ problemleri. Yine Türkiye, ‘ilk gece korkusunun’ sorulduğu tek ülke” diye konuştu.

Vatan

Sonraki Sayfa »